Lütfen web tarayıcınızın Javascript desteğini aktif ediniz!
Korumak Mı Korumamak Mı?

Korumak Mı Korumamak Mı?

Korumak mı korumamak mı ?

Çoğunluk; çocuk yuvaları ve yetiştirme yurtlarından bahsedilince hemen; “ah gitmek lazım, ziyaret etmek lazım, bir başlarını okşasak, bir şeyler alıp gitsek de sevindirsek, yazık! kimseleri yok değil mi” klişesiyle söze girer.

Bazıları, bir arkadaş vasıtasıyla/aklına düşüp  gittiği bir çocuk yuvasından ya da gönüllü olup bir kaç kez yuvaya gittiğinden ama sonra bilmem hangi nedenle gidemez oluşundan söz eder.

Sanılanın aksine yuvalarımız/yurtlarımızda ki çocukların büyük çoğunluğu anneli ve babalı yani kimseli çocuklardır. Geçmiş yıllarda yaptığımız bir araştırmada, çocukların % 2 sinin, anne-babasının olmadığını tespit etmiştik.

Genellikle boşanma ya da eşinin vefatı nedeniyle tek kalan ebeveynler, ki bunlar alt gelir grubunda yer alıyorlar, çocuklarının bakımını üstlenemediği için devletin, çocuğunun bakımını üstlenmesini talep ediyor ve bizde yuvalara almak zorunda kalıyoruz çocukları. Bu durumdaki ebeveynlere, doğru dürüst bir sosyal yardım sunulsa,  çoğu ebeveynin çocuğunu yuvaya vermeyeceğini deneyimlerimle söyleyebilirim. Eskiden sosyal yardım adı altında bu durumdaki ailelere ekonomik destek sunuyorduk ama o kadar yetersiz bir miktardı ki, çocuğun karnını mı doyursun, okula mı göndersin, üstüne başına mı bir şeyler alsın, kirasını mı ödesin, hiç bir şeye yetmeyeceği için, çocuğunu yuvaya vermeye mecbur kalıyorlardı.

Korunmaya muhtaç çocukların yuvada kalması sebebiyle genellikle hemen anneleri suçlanır; “nasıl bir anne çocuğunu yuvaya bırakır”, “nasıl anne bu”, “hiç mi vicdanı yok bu annelerin”, “millet evlat edinmek için sırada bekliyor, bunlar da çocuğunu yuvaya bırakıyor, pes” vs. Babaların sözü bile edilmez.

Özellikle boşanma gerçekleşirken, çocukların velayeti çoğunlukla anneye veriliyor. Annelerde çoğunlukla hem eğitimsiz hem de işsiz oluyor. Bu kadınlar bırakın çocuklarıyla birlikte bağımsız bir yaşam sürmeyi, ailelerinin yanına bile dönemiyorlar. Kadınlara eşlerinden genellikle nafaka da ödenmediği gibi, babalar da son sürat başka bir kadınla evlilik yolunu tutmuş oluyorlar. Bu durumda kadınlar kalıyor bir başlarına. Çocuklarla hiç bir yere gidemiyor, iş yok, eğitim yok, ne yapsın mecburen çocuklarının korunma altına alınması için Sosyal Hizmetlere başvuruyor.

Aslında burada sosyal devlet olma özelliğinin gereği olarak, çok önemli bir iş yapmak lazım ama maalesef yapılmıyor. Kadına bir süre, -mesela bir yıl- çocuklarıyla birlikte kalabileceği sosyal bir konut temin edilse, kadını iş yaşamına dahil edecek mesleki eğitim verilse, kadınlar iş bulup, bağımsız yaşama geçebilse, eminim çocuklarının yuvalarda büyümesine izin vermeyeceklerdir. En azından büyük çoğunluğu için böyle olabilir iddiasındayım.

Çocukların en az 10-18 sene kaldıkları yuvalarda ki masraflarıyla bu bahsettiğim müdahalenin masrafı karşılaştırılsa, inanın maliyet açısından da oldukça ekonomik bir tedbir olacaktır. Üstelik anne yanında büyümenin maliyetine paha biçilemez olduğu da cabası…

Yuvalarda ve yurtlarda sevgi yoksunu ortamlarda büyüyen çocuklarımızı düşününce, maliyetin konuşulması bile ne denli komik oluyor değil mi ?

Üstelik yuvalarda, yurtlarda büyüyen çocuklarımız anne ve babalarına karşı öfke duyarak büyüyorlar, terk edildiklerini, istenmediklerini düşünerek huzursuz günlere ve gecelere uyuyup uyanıyorlar.

Diyelim ki bu durumdaki ebeveynleri destekledik ve çocuklarını koruma altına vermekten vazgeçtiler, yuvalar boşalır mı? Tabii ki hayır. Çocukların korunma altına alınmasıyla ilgili işin bir de daha kötü bir boyutu var. O da istismar vakaları; aile içinde istismara uğrayan, terk edilen ve yaşadığı sosyal çevre ya da aile içi olumsuz koşullar nedeniyle suça sürüklenen çocuklar. Bu çocukları, ailelerinden uzaklaştırıyor ve derhal çocuk yuvaları ya da yetiştirme yurtlarına yerleştiriyoruz. Bunların aile yanında kalma olasılığı hiç yok. Bu durumdaki çocukları ailelerinden mümkün olduğunca uzaklaştırıp, koruyoruz.

Koruma altına aldığımız ve yuvalara yerleştirdiğimiz bir başka grup çocuk var ki, bunlar da zaman zaman haberlerde duyduğunuz; camii avlusuna, hastanelere terk edilen, hatta bazen çöpte bulunan bebekler. Bu bebekler hemen, en yakın çocuk yuvasına yerleştirilir, emniyet güçlerinin yaptığı tahkikat biter bitmez de, aile edindirme (evlat edinme) hizmetinden yararlandırılır ve bir bebeği kollarına alacağı anı heyecanla bekleyen evlat edinme sırasında ki aileye teslim edilir. Bu alanda çalışanların, yüzünün güldüğü, nadir hizmetlerden birisi budur.

Evlat edinilenler aile yanına gitti, istismar vakası çocuklar da, aileden gördükleri kötü muamele sonrasında nispeten daha mutlu oluyorlar, diğer ekonomik yoksunluk nedeniyle yuvaya gelen çocuklar, hiç bir neden bulamıyorlar ailelerinden uzaklaşmaları için, kalakalıyorlar. Yuvaya geldiklerinde, kalabalığı görünce şaşkınlık içinde kayboluyorlar. Bir sürü çocuğun ve personelin bulunduğu koca koca binalarda yaşamaya alışmak zorunda kalıyorlar. Toplu yenilen yemekler, istedikleri yemekten tekrar alamamak, istediği kadar ekmek alamamak, (o yüzden ekmeği pek severler), sevimsiz çelik tabldotlarla yemek yemeler, (şimdilerde, çok şükür ki evciklerde yaşayanlar mutfakta ya da yemek odasında yiyorlar), toplu banyolar, Toplu kıyafet alımları, toplu halde okula gitmeler, aynı sınıfta çok sayıda yuva yurt çocuğu olduğu için öğretmenin sızlanmalarına maruz kalmalar, toplu halde gezmeye, tatile gitmeler falanlar filanlar. Bazen yine de kolay alıştıklarını düşünüyorum. Giriyorlar bu sisteme ve 12 yaşından sonra ergen olduğu için yeni bir yere gönderilene kadar burada yeni arkadaşlar ve büyükler tanıyorlar. 12 yaş sonrası tekrar yeni arkadaşlar ve yeni personeller.

Öyle karmaşık bir yaşamın içinde bulurlar ki kendilerini, aradan sıyrılıp, özel olduklarını hissettirecek bir çıkış yolu bulmaya çabalarlar, kimi zaman yuvadan kaçarlar, kimi zaman olay çıkarırlar, kimi zaman diğer çocuklar üzerinde baskı oluştururlar. Personel içerisinden birilerinin onunla öyle ya da böyle ilgilenmesini sağlamak için bazen olumlu bazen olumsuz dikkat çekme çabalarına yönelirler.

Bizim işimizde, onların bu karmaşadan en az yarayla sıyrılmasını sağlamaya çalışmak.

Gelelim vatandaşlar tarafından çocuk yuvalarına yapılan ziyaretlere. Şimdi düşünün; evinizde oturuyorsunuz, çocuklarınız var, birden kapı açılıyor ve bir sürü insan evinize doluşmuş, elleri kolları hediyelerle dolu ve bunları çocuklarınıza vermek istiyor. Ne düşünürsünüz; Koyun bakalım kendinizi anne babanın yerine. Özel hayatınıza pat diye dalmışlar, belki o anda özel anlar paylaşıyorsunuz çocuklarınızla, eviniz dağınık ve misafir kabul etmeye uygun değil, çocuklarınıza  yemekten önce yemesini istemediğiniz ya da hiç onaylamadığınız yiyecekleri vermek istiyorlar. Belki de kıyafet getirmişler. Bu durumda ne hissedersiniz buyurun düşünün. Yuvalarda ki, yurtlarda ki çocuklarımıza ihtiyaçlarını veriyoruz, ama eksik olsa dahi başkalarından bir şey kabul etmemeleri gerektiğini, kimseye muhtaç olmadıklarını öğretmeye çalışıyoruz. Onlara kimlik kazandırmaya çalışıyoruz. Kimsesiz değiller onlar, kimseleri var. Lütfen merak etmeyin.

Bunun dışında daha da önemli konu, özellikle  0-12 yaş grubu çocuk yuvalarına yapılan gönüllü ziyaretler. Bir gün aklınıza düşer gidersiniz yuvada gönüllü hizmet vermeye başlarsınız, mutlaka aralarından bir ya da bir kaç çocukla bağ kurarsınız. İşte o çocuk/çocuklar, kendisiyle ilgilenen bu yetişkinin, onu bir gün evine götüreceğini, yanına alacağını düşünüp, beklenti içerisine girmeye başlar. Sizler vicdanınızı rahatlatmak için yaptığınız bu ziyaretlerle çocukları bir duygu karmaşası içerisine sokabiliyorsunuz. Bazen işiniz çıkar, hastalanırsınız, ve gidemediğiniz zamanlar olur, işte o zaman, çocuk ya duygusal çöküntüye girer, ya da aşırı saldırgan tutuma yönelir. Bizde çocuğu sakinleştirmeye, tekrar geleceğiniz konusunda onu ikna etmeye çabalarız.  Çocuklar zaten ebeveynleri tarafından terk edilmişlik duygusu yaşıyorken, ikinci bir terk edilme duygusu yaşamamalılar bence. Lütfen bu tarz ziyaretleri yapmak isterken bir kez daha düşünün.

Ayrıca çocuklarımız kendilerine çikolata, bisküvi vb. ihtiyaçlarını alabilirler, çünkü İlkokuldan itibaren bütün çocuklara aylık harçlık verilir.

Çocuklar ciddi bir travma yaşıyorlar. Yatılı okul desen değil, kamp desen değil, küçücüksünüz ve ailenizden, isteğiniz dışında uzaklaştırılıyorsunuz, hiç istemediğiniz halde, bir sürü çocukla, zaten az gösterilen ilgiyi, sevgiyi paylaşmak zorunda kalıyorsunuz, çok kardeşli olanlar bu duyguyu sık telaffuz ederler, birde bunu düşünün isterseniz, 50-100 kardeşle yaşamak… Çok zor…

Tüm bunlara rağmen, şahane çocuklar yetişiyor, yurtlarda ve yuvalarda. Çok vicdanlı, çok duyarlı çocuklarımız var. Büyüdüklerini görüyoruz, işe giriyorlar, evleniyorlar, torunlar getiriyorlar bizlere. Bakıyorum ve gurur duyuyorum onlarla. Böylesi kaotik bir ortama rağmen şahaneler.

İnsana yatırım yapan politikalar geliştirildiğini, yuva ve yurt koşullarının daha iyi olduğunu görmek  ümidiyle.

O zaman her şey yoluna girer elbet…

Sevgiyle kalın.

Bu içeriği paylaş