Lütfen web tarayıcınızın Javascript desteğini aktif ediniz!
18 Yaş

18 Yaş

Merhabalar,

Bu hafta, hep konuşulan bir konuya değinmek istiyorum.

Çocuk Yuvalarında büyüyen çocuklar 18 yaşına gelince ne oluyor?

Bakalım ne oluyormuş:

Bazı çocuklar daha bebekken yuvaya gelir, bazıları 3, bazıları 7, bazıları da 15 yaşında. Tabii ki 12 yaş itibariyle çocuklarımızı, yuvaya değil, Yetiştirme Yurdu olarak adlandırdığımız, ergenlik dönemine girmiş çocuklarımızın kabul edildiği kuruluşlara alıyoruz.

Tamam, aldık, baktık, büyüttük, geldiler 18 yaşına. Sonra ne oluyor:

Bizim çocuklarımız, okullarına devam ettikleri sürece 25 yaşına kadar korunma altında kalabiliyorlar. Tabii 25 yaşına kadar lise okursa olmaz.

Diyelim ki; çocuk liseyi bitirdi, üniversiteyi kazanamadı. Eee koyalım mı kapının önüne; Koymayalım tabii… Bazı ölçütler var sonrası için;

-Mesela, çocuğun, anne- baba ya da her ikisinden birisi sağ ya da yakın akrabalarından (abla, ağabey, dayı, teyze, amca vb.) ilgilenen birisi var.  Bu akrabalardan en az birisi, çocuğu, yuvada ve yurtta kaldığı yıllar boyunca, ziyaret etmiş, okul tatillerinde gelip, 1 aylık resmi izin süresinde evine götürmüş, hatta ayrılamamış ve izin süresini uzatmış. Yani, çocuğu, bakım masraflarını üstlenemediği için yuvaya vermiş vermeye ama o uzun yıllar içerisinde de bağını da koparmamış. İşte o zaman, o çocuk 18 yaşına gelince; böyle ilgili akrabalar/aile üyelerinin olması halinde, çocuğun bulunduğu Yetiştirme Yurdunda görev yapan Sosyal Hizmet Uzmanı, ailenin yaşadığı ortamı ve ailenin yaşam duruşunun değerlendirmek amacıyla bir inceleme yapar, ailenin koşullarını ve çevreyi uygun bulursa, çocuğu, ailesinin yanına yerleştirir.

Baktık ki aile ya da yakınlar, çocuk için sağlıklı bir ortam içerisinde değil, ya da çocuk, aile içerisinde istismara uğradığı için korunma altına alınmış yani aileye/yakınlarına geri dönemez, işte o durumda ki çocuklarımızın, mahkeme kararıyla, korunma kararı uzatılır, kız çocukları evlenene, erkek çocuklar da işe yerleştirilene kadar Yetiştirme Yurtlarında kalmaya devam ederler. Bu çocuklar içerisinden, evlenerek yurttan ayrılan olursa ona da çeyiz yardımı yapılır. Fena bir miktar değil.

18 yaşını doldurmuş ama hala lisede okuyan çocuklarımızın da korunma kararı uzatılır ve liseyi bitirene kadar yurtta kalırlar.

Şimdi, 18 yaşını bitirince aile/ yakınlarının yanına dönen çocuklarımızın durumuna bakalım.

Gitti yakınlarının yanına, Ee, n’olcak bu çocuk, iş yok, güç yok, üniversite de okumamış, kaldı aileye bağımlı halde.

Yok, öyle değil.

Şöyle; Bu çocuklarımız, aile yanında büyüyen çocuklara oranla dezavantajlı koşullarda büyüdükleri için, onlara pozitif ayrımcılık olarak değerlendirebileceğimiz bir 3413 Sayılı bir yasamız var.

Bu yasa; 18 yaşına kadar, korunma altında bulunan çocukların, “kamu kurumlarında, Binde bir oranında işe yerleşebilmelerini sağlamaktadır”. Yani 1000 kişi aile yanında büyüyen bireylerden seçilecek, 1 tanesi de yuvada büyüyen çocuklardan olacak şekilde.

Tabii, bizim çocuklarımız da iş için sınava giriyorlar, fakat onların ki, sadece kendi aralarında yarıştıkları bir sınav.

Çocukların, işe girmekte ki bu avantajlı durumlarının onlara, kolaycilik ve tembellik aşılamaması amaciyla (kolay elde edilenin kıymeti olmadığını yıllar içinde gözlemlemiş bulunmaktayız)  bir miktar çaba sarf etmelerini temin etmek amacıyla yapılan bir sınav bu.

Nasıl oluyor bu işe giriş; Örneğin Milli Eğitim Bakanlığı (MEB), eleman alacağı zaman, yasal zorunluluğunu dikkate alarak, bize resmi yazı yazıyor ve diyor ki; “Kurumumuza, 15 memur alınacaktır, aradığımız özellikler; …..şeklindedir. Uygun çocukları tarafımıza bildirin”.

Biz de bu çağrı üzerine elimizde ki elektronik ortama işlemiş olduğumuz çocuklarımızın kayıtlarına bakıyoruz. Çocukların hangi liseyi bitirdiği, öğrenimin dışında, ek olarak geçerli bir sertifikasının olup olmadığı, nerede yaşadığı, adresi, yaşı vb. detayların olduğu verilerimiz var. MEB’in aradığı kriterlerle örtüşen çocuklarımız, istenen kriterlerle eşleştiriliyor. Eşleşen çocukların isim ve adreslerini MEB’ e bildiriyoruz. 15 kişilik işe uygun olarak, diyelim ki bizim listede 30 çocuk var, tamamını yolluyoruz ve MEB, bu çocukları sınava davet ediyor. 15 kişilik iş için 30 çocuğumuz birbiriyle yarıştıkları sınava giriyorlar. Sınav sonucunda kazanan çocuklar hemen işe başlıyor, diğerleri bir sonraki sınav çağrısını bekliyorlar.

Diyelim ki, bazı çocuklar sadece düz liseyi bitirmiş ve Kamu kurumlarından, düz lise bitirenlere, iş çağrısı çok gelmiyor, örneğin bilgisayar işletmeni istiyorlar, biz düz lise mezunu çocuklarımızı uyarıyoruz; diyoruz ki, “bak bilgisayar işletmeni aranıyor bu aralar, hemen bir kursa kayıt ol ve bilgisayar sertifikası al”. Çocuk gidip hemen bir eğitim alıyor ve belgesini bize yolluyor, bizde hemen çocuğun bilgilerine ekliyoruz. İş çağrısı alma olasılığı artmış oluyor.

Tabii burada şöyle bir sorun olabiliyor. Çocuk artık aile yanında ve bizim kurumsal imkânlarımızdan faydalanamıyor. Çünkü korunma kararı kalktı. Çocuk, katılacağı herhangi bir eğitim programının ödemesini yapmak için, aile/akrabalarının onu maddi olarak destekleyememesi halinde bu konuda sıkıntı yaşayabiliyor.

Böyle durumlarda da çocuğu, Valiliklere yönlendiriyoruz ki, Valilik onları bu eğitimleri için desteklesin. Ya da diyelim ki çocuk, ailesinin yanına Mersin’e döndü ama sınav Ankara’da ve yol parası vb. yok. O zaman elindeki sınava çağrı kâğıdıyla giderse korunmaya muhtaç çocuk olarak büyüdüğü için Valilikler ya da Kaymakamlıklar yine gerekli maddi yardımı yapıyorlar. Bazen de Gençlik Hizmetleri Genel Müdürlüğü, bu çocuk, bizim çocuğumuzdur, bizim yurtlarımızda büyümüştür diye bir yazı veriyor, çocuğa maddi destek verilmesi sağlanıyor. Yani iş bitmiyor ve gerekli yönlendirmeler yapılıyor.

Çocuklar, işe girince, bazen birkaç arkadaş ev tutup, bazen tek başlarına, bazen de dediğim gibi yakınlarının yanında çalışma hayatına başlıyorlar.

Eveeet, şimdi üniversitelilere bakalım;

Diyelim çocuk liseyi 18 yaşında bitirdi ve hemen üniversiteyi kazandı, o çocuk için mahkemeden korunma kararının uzatılması için karar alınır. Yani hadi sen üniversiteyi kazandın kal burada diyemiyoruz, hâkim kararı gerekli.

Çocuk, üniversiteyi, 25 yaşını geçmemek kaydıyla ne zaman bitirirse bitirsin, hala bizim çocuğumuzdur ve harçlık dâhil diğer tüm ihtiyaçlarını karşılarız.

Üniversiteli çocuklarımız, genelde, Kredi Yurtlar Kurumunun Öğrenci Yurtlarında kalırlar ama biz onun tüm ihtiyaçlarını (kılık kıyafet, okul ihtiyaçları, okul harçları vb) ya göndeririz ya da kendileri gelip alırlar. Örneğin, yazın yazlık kıyafet, kışın kışlık kıyafet, okul harçları filan. Bu çocuklarımız, okul tatillerinde Yetiştirme yurduna geri gelirler. Bazıları, yine bizden izin alarak ailelerinin yanında da geçirebilirler tatillerini.

Üniversite okuyan çocuklarımız, Okullarını bitirince, yukarıda bahsettiğim yasa kapsamında aynı iş imkânlarından yararlanmak üzere beklemeye başlarlar. Üniversitelilerimizin işe girme hızı ışık hızıyla oluyor çok şükür ki.

Sizinle paylaşmak istediğim önemli konu şu; Çocukların 18 yaşından sonra ya da üniversiteyi bitirince ailelerinin yanına dönmesini uygun görmemiz halinde, çocuklar bizi yurttan attılar, kapının önüne koydular diye feryat ederler. Hemen basın devreye girer, kurum hakkında atılır tutulur, çocuklar sahipsiz kalıyor denir de denir.

Burada samimiyetle paylaşacağım bir durum var. Korunma altına alınan çocukların büyük çoğunluğu, yuvalara küçük yaşta gelirler. Tamamına yakınının ailesi; alt sosyo-kültürel ve ekonomik düzeydedir.

Şimdi siz bu koşullarda ki çocukları alıyorsunuz, bakım, eğitim ve diğer ihtiyaçlarının teminin de ailelerinden büyük oranda fazla kalitede hizmet sunuyorsunuz. Nasıl mı?

Ailesiyle yaşayan çocukların yaptığı pek çok görevi onlara vermiyorsunuz. Aile içerisinde yaşaması halinde çocuktan yardım niteliğinde de olsa beklenen; Temizlik, yemek hazırlamak, alışveriş, odasını toplamak, çöp dökmek vb. işlerin hiç birisini yaptırmıyorsunuz. Sadece yapabilir hale gelince yatağını toplaması ve dolaplarını düzenlemesi bekleniyor. Çoğu zaman çocukların bakım personeline “siz bu iş için maaş alıyorsunuz yapacaksınız tabii, ben niye yapacakmışım” dediğini duymuşumdur. Bu yaklaşımı uygun görmediğimi anlamışsınızdır. Çocuklara bu görevlerin verilmesi gerektiğini hep savunmuşumdur.

Bunun yanısıra, maddi olarak iyi koşullarda bakıyoruz; diyetisyenin, yaş grubu ve yaşadıkları iklim dikkate alınarak hazırladığı yemekler sunulur. (Yemekler genelde pek güzel olmaz, aile içinde yapılan yemek gibi lezzetli de olmaz ama…) Et, süt, peynir, meyve vb. gibi besinlerin tüketilmesine dikkat edilir.  Çocuklar, yuvadaki ve yurttaki yiyeceklerden nefret eder, yaz tatillerinde gittikleri aile yanından döndüklerinde, evlerinde sadece makarna yediklerini söyler ama makarnanın lezzetini anlata anlata bitiremezlerdi. Muhtemelen aile yanında kalsalar sürekli aynı yiyecekleri yemekten dolayı şikâyet ederler. Bu, ailelerinin yanında olmaya özlemden kaynaklanan durumu özetler.

 

Kıyafetleri yıllık istihkakları kapsamında yenilenir. Zaman zaman özel günlerde istihkak dışında da kıyafet veya diğer ihtiyaçları verilir. Ailesinin, yılda bir kez bile kıyafet alma olasılığının olmadığına düşünürsek, fena sayılmaz. Burada bir detay vermek istiyorum. Benim ilk göreve başladığım yıllarda Kars’ta, arkasından da Ayaş Çocuk Yuvasında, çocuklara dağıtılan ayakkabı ya da kıyafetleri düşününce üzülüyorum. Taş gibi ayakkabılar ve aynı kazaklardan 100 tane, aynı pantolonlardan 100 tane dağıtılır çocuklar bir örnek giyinmenin dayanılmaz ıstırabını yaşarlardı. Bu kurum olanakları ile ilgili olduğu gibi, Yuva ya da yetiştirme yurdunun idaresini üstlenen kişinin ahlakına da bağlı olarak değişirdi. Anladınız siz onu 

Sürekli hemşirenin bulunduğu ortamlarda ilaçları kontrollü olarak verilir. Eskiden yuvalarda, doktor da bulunurdu, Aile Hekimliği uygulamasından dolayı, kuruluşlarda doktor görevlendirilmesi yasaklandı. Bence de çok gerekli değildi. Nasıl dışarıda okula gidiyorlarsa hastaneye de dışarıda gitmeliler. Yeterince kapalı ortamda kimseyle irtibat kurmadan yaşıyorlar zaten. İnsan içine çıkmaları iyidir.

Sinema, tiyatro, gezi, tatil, piknik, havuz, kamplara katılma gibi yaşlarına uygun etkinliklere katılım ciddi oranda sağlanır. En önemlisi de, istedikleri gibi harcayabilecekleri, her ay düzenli olarak aldıkları cep harçlıkları vardır.

Ayrıca, yuva ve yurtlarda görev yapan, çoğunluğu üniversite mezunu olan (bakım ve temizlik hizmetlerini yapanlar hariç) ve meslekleri çocukların gelişimiyle doğrudan ilgili olan yetişkinlerle bir arada büyümeleri sağlanır.

Kılık kıyafetlerini, tarzlarını kendileri belirlerler. Bizler aşırılık gözlediğimizde, zaman zaman, uyarılarda bulunur ama baskı yapmayız. Daha doğrusu eskinden yapmazdık. J Şimdi biraz değişmiş olabilir.

Şimdi siz bu koşullarda büyümüş çocuğu, 18 yaşına gelince, (koşulları nispeten iyileşmiş olduğunu düşünsek dahi) yıllardır senede 1 ay gördüğü, duygusal bağının zayıfladığı, hatta çoğu zaman yuvaya bırakıldığı için terk edildiğini düşünerek öfke beslediği, sosyo-kültürel bakış açısının uymadığı, ailesine geri göndermeye kalkıyorsunuz.

Doğal olarak çocuk, yıllarca yaşadığı, büyüdüğü, alıştığı koşullardan ayrılmak istemiyor. Nasıl ki aile yanında büyüyen çocuklar hazır olmadığı sürece ailesinin yanında ayrılamıyorsa, onlar da alıştıkları yuvalarından ve arkadaşlarından uzaklaşıp, artık tamamen uzak hissettikleri, hatta ait hissetmedikleri ortama ve aileye geri dönmek istemiyorlar. İşte orada bomba patlıyor ve bizi kapının önüne koydular diyorlar. Çünkü öyle oluyor.

Devlet, ayaklarının üzerinde durmaya hazır hale gelmemiş, ekmek dahi kesmeden büyüyen gençleri, yeni gelecek korunmaya muhtaç çocuklara yer açabilmek için 18 yaşına gelince ait olmadıkları yerlere yollasın bakalım.

Askeriye de milyon askerin 1 sene yatacağı yer ve yiyeceği garantidir ama Çocukları korumaktan sorumlu kurum ben 30 sene önce işe başladığımda da 12.000 çocuğa bakabiliyordu, emekli oluyorken hala 12.000 çocuğa bakabilecek durumdayız. Koşullar değişmediği sürece bu isyanları duyarız mutlaka.

Kalın sağlıcakla.

Bu içeriği paylaş